Hakiki anlatı, bireysel hafızayı kolektif hatıraya dönüştürürken bu müşterekliği kimliksiz kalabalıkların gürültüsünde eritmeyi reddeden, her insan tecrübesini ebediyet fikriyle temas edebilecek derinlikte gören bir bakışa yaslanmak zorundadır. Bu bakış diri tutulabildiğinde, kelime yeniden anlamını bulacaktır. Edebiyat ise çağın gürültüsü içinde insanı kendisine döndüren kurucu bir imkân olarak yükselecektir.