Tüm Yazarlar
Mustafa Berat Keskin Yazıları
Avusturya'da “siyasal İslâm” söylemi ve kurumsallaşan Müslüman karşıtlığı
Mustafa Berat Keskin
Avusturya'da Müslümanlara yönelik yaklaşım üç düzeyde şekillenmektedir: Kamuoyu araştırmalarıyla oluşan algı, bu algıyı pekiştiren siyasi söylem ve giderek genişleyen kurumsal güvenlik mekanizmaları. “Siyasal İslâm” kavramı başörtüsünden sosyal yardımlara, okul politikalarından aile birleşimine kadar uzanan geniş bir alanın gerekçesi haline gelmiştir. Ortaya çıkan tablo, entegrasyon tartışmasının giderek dini kimlik ekseninde yürütüldüğünü ve Müslümanların kolektif biçimde toplumsal sorun alanı olarak konumlandırıldığını açık biçimde ortaya koymaktadır.
Gönül coğrafyamızda hafıza siyaseti: Zenta ve Petrovaradin'in sessizliği
Mustafa Berat Keskin
Bugün beş kıtada, 150'ye yakın ülkede faaliyet gösteren TİKA, Türkiye'nin aktif ve ilkeli dış politikasının uygulayıcı araçlarından biri olarak yalnızca maddi kalkınmayı değil, aynı zamanda tarihî ve kültürel mirasın korunmasını, ortak hafızanın canlı tutulmasını ve kalıcı gönül köprüleri kurulmasını da hedeflemektedir. Bu yönüyle TİKA, Türkiye'nin dünyaya açılan kapılarından biri olmanın ötesinde, yumuşak gücünün en görünür ve en etkili taşıyıcılarından biri hâline gelmiştir.
Eurovision 2026: Avrupa'nın etik ve kültürel fay hattı kırılıyor
Mustafa Berat Keskin
İspanya, Hollanda, Slovenya, İrlanda ve İzlanda, İsrail'in yarışmaya kabul edilmesini gerekçe göstererek 2026 Eurovision'dan çekildiklerini resmen duyurdu. Özellikle İzlanda, kararın doğrudan halk baskısının sonucu olduğunu açıkladı. Bu durum, Avrupa'nın farklı bölgelerinde kamuoyunun ne kadar güçlü bir tepkisel duyarlılık geliştirdiğini gösterdi. Birkaç ülkenin bir arada yarışmadan çekilmesi ise Eurovision tarihinde neredeyse görülmemiş bir politik boykot zinciri yarattı. Bu noktada yarışma artık bir müzik programı olmaktan çıkmış; Avrupa'nın politik gerilimlerini ve etik kırılmalarını yüzeye çıkaran bir sınav alanına dönüşmüştü.
Dünyayı Türkiye'ye getirmek, Türkiye'yi dünyaya taşımak: YTB-Maarif ekseninde eğitim tabanlı yumuşak güç
Mustafa Berat Keskin
YTB ve TMV'nin birlikte ele alınması, Türkiye'nin eğitim diplomasisinin nasıl çok boyutlu bir yumuşak güç stratejisine dönüştüğünü göstermektedir. Hedef kitle açısından YTB, öğrencileri Türkiye'ye getirerek “içe dönük” bir eğitim diplomasisi yürütürken; TMV, Türkiye'nin eğitim modelini başka ülkelere taşıyarak “dışa dönük” bir etki üretmektedir.
Kıbrıs'ta çözüm arayışları: Tarihî haklar, Doğu Akdeniz jeopolitiği ve Türkiye ile bütünleşme tartışması
Mustafa Berat Keskin
Kıbrıs, Mavi Vatan doktrini açısından yalnızca deniz yetki alanlarıyla değil, Doğu Akdeniz'de ortaya çıkan enerji koridorları ve yeni ittifak ağlarıyla da belirleyici konumdadır. Bölgedeki doğal gaz rezervleri, adayı küresel enerji jeopolitiğinin odağına yerleştirmiş; bu durum ABD, Fransa, İsrail ve Yunanistan gibi aktörlerin bölgede askerî ve ekonomik varlığını artırmasına yol açmıştır. Böylece Doğu Akdeniz, enerji, deniz hukuku ve askerî ittifakların kesiştiği yeni bir rekabet alanına dönüşmektedir. Bu bağlamda Türkiye–KKTC ilişkisi yalnızca güvenlik değil, deniz yetki anlaşmaları, enerji paylaşımı ve bölgesel diplomasi açısından da stratejik bir ortaklık niteliği taşımaktadır.
Almanya'da stadtbild siyaseti: Kamusal alan, kimlik ve dışlama
Mustafa Berat Keskin
Friedrich Merz'in “kentsel görünüm”e ilişkin açıklaması, göçmen statüsünde olup çalışmayan ve kurallara uymayan kişilerin şehir yaşamında hâlâ sorun oluşturduğu yönündeki değerlendirmesine dayanıyordu. Bu ifade, kısa sürede kamuoyunda ve siyasal aktörler arasında tartışma yarattı. Kimi çevreler söz konusu çıkışı toplumsal düzeni korumaya yönelik bir uyarı olarak yorumlarken, bazıları ise belirli grupların kamusal alandaki varlığını sorun olarak işaretleyen dışlayıcı bir yaklaşım olarak değerlendirdi.
Avusturya'da başörtüsü yasağı: Resmî tanımadan İslâmofobik politikalara
Mustafa Berat Keskin
Avusturya, bundan bir asır önce İslâm'ı resmî din olarak tanıyan ilk Avrupa ülkesi olmuştu. Ancak bugün, aynı ülke Müslüman varlığını “entegrasyon sorunu” olarak çerçeveleyen politikalarıyla dikkat çekiyor. Bu tablo, yalnızca Avusturya'nın değil, tüm Avrupa'nın içinde bulunduğu kimlik krizinin ve artan İslâmofobik atmosferin yansıması niteliğinde. Görünen o ki, Avusturya devleti İslâm'ı hukuken tanımış olsa da, toplumsal düzeyde hâlâ “kabul etme” aşamasını tamamlayabilmiş değil.